Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Nefsin Mâhiyeti ve Nefsin Halleri  (Okunma Sayısı 7871 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« : 16 Aralık 2009, 19:12:27 »

Nefsin Mâhiyeti ve Nefsin Halleri

Nefs-i Emmare: Kötülüğü ve şerri şiddetle emreden nefis. Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s)'ın dilinden nefsin kötülükleri işlemeyi, heva ve hevesi doğrultusunda Allah'ın emirlerine muhalefet etmeyi arzuladığını ve sahibini buna yönelmek için zorladığını bildirmektedir: (Yusuf), nefsimi temize çıkaramam. Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı şekilde kötülüğü emredicidir..." (Yusuf 12/53)

Nasıl toprak suya, havaya, ziyaya nisbeten kesafetli, karanlıklıdır; fakat masnuat-ı İlahiyenin bütün enva'ına menşe' ve medar olduğundan bütün anasır-ı sairenin manen fevkine çıktığı gibi.. hem kesafetli olan nefs-i insaniye; sırr-ı câmiiyet itibariyle, tezekki etmek şartıyla bütün letaif-i insaniyenin fevkıne çıktığı gibi.. öyle de, cismaniyet; en câmi', en muhit, en zengin bir âyine-i tecelliyat-ı esma-i İlahiyedir.(28.söz)

“Senin en zararlı düşmanın, nefsindir”
“Nefis daima kötü şeylere sevk eder” Ãyetinin, hem de “Senin en zararlı düşmanın, nefsindir” hadisinin bir nüktesidir.

Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zahir sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusurunu nefsine almaz, belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler. Mübalağalarla, belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek, adeta takdis eder ve derecesine göre, “Heva ve heveslerini kendisine mabud edinen kimse” ayetinin bir tokadını yer.

Temeddühü ve sevdirmesi ise, aksülamelle istiskali celb eder, soğuk düşürtür. Hem amel-i uhrevide ihlası kaybeder, riyayı karıştırır. Akıbeti görmeyen ve neticeleri düşünmeyen ve lezzet-i hazıraya müptela olan hisse ve heva-yı nefse mağlup olup, yolunu şaşırmış hissin fetvasıyla, bir saat lezzet için bir sene hapiste yatar. Bir dakika gurur veya intikam yüzünden on sene ceza görür. Adeta, ders aldığı Amme cüz’ünü birtek şekerlemeye satan havai bir çocuk gibi, elmas kıymetinde bulunan hasenatını, hissini okşamak için ve hevasını memnun etmek için ve hevesini tatmin etmek için, ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enaniyetlere vesile edip, karlı işlerde hasaret eder.

Allahım! Bizi nefsin ve şeytanın ve cin ve insin şerrinden muhafaza et. (Lem’alar, 28. Lem’a, 27. Nükte)
Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
yıldızmisal
Gayûr Üye
****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



« Yanıtla #1 : 16 Aralık 2009, 19:21:08 »



Allahım! Bizi nefsin ve şeytanın ve cin ve insin şerrinden muhafaza et. (Lem’alar, 28. Lem’a, 27. Nükte)
[/size]
amin..
bismillah
Ve andolsun ki, Biz insanı yarattık ve ona nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve Biz ona şah damarından daha yakınız.
Kâf / 16

Kayıtlı

Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.
Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.
yıldızmisal
Gayûr Üye
****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



« Yanıtla #2 : 16 Aralık 2009, 19:28:47 »

Nefsin istek ve alışkanlıkları, insan için öldürücü birer zehir ve insanı aşağılara çeken ma’nevî ağırlıklar gibidir. Rûh, nefsin rağmına gelişir ve yükselir. Aksine, nefis beslendikçe rûh küçülür, sıkışır ve ağırlaşır.. Bunun neticesinde de kalp, duygu ve latifelerde bir hantallaşma meydana gelir. Efendimiz (sav)’in beyanları içinde, şeytan insanın damarlarında dolaşır durur. Yine O’nun beyanıyla, öyle ise siz de “Onun dolaştığı yerleri biraz daraltın.” Evet onu açlık, susuzluk ve isteklerden mahrum etmekle sıkıştırın.
iradenin hakkını ve kavgasını vererek, nefse âit beslenme musluklarını kısmak çok mühimdir. Aksi takdirde, nefis daima şeytana bir açık kapı olacaktır. Şeytan gibi nefisten de insana dostluk gelmez. Nefsin fenalıklara götürücü büyük bir hasım ve kendisine karşı “en büyük cihad”ın yapılması gereken bir düşman olduğunun bilinmesi, ondan ve şeytandan kurtulma, dolayısıyla da Allah’a (cc) yaklaşma istikametinde atılmış ilk adımlardandır. Efendimiz Aleyhisselatü vesselam’ın, “Senin en büyük hasmın, iki kaşın ortasındaki nefsindir..” ve bir muharebeden dönerken, “Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” buyurması ve yine Kur’ân’da Yusuf Aleyhisselam’ın dilinden, “Muhakkak nefis kötülükleri emreder” sözünün nakledilmesi, ondan korkmamız ve karşısında daima teyakkuzda bulunmamız hususunda bizim için önemli dersler ve uyarılardır.
Kayıtlı

Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.
Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.
bikes
Genç Üye
**

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 37


« Yanıtla #3 : 16 Aralık 2009, 21:59:01 »

Nefsin Mâhiyeti ve Nefsin Halleri


“Senin en zararlı düşmanın, nefsindir”
“Nefis daima kötü şeylere sevk eder” Ãyetinin, hem de “Senin en zararlı düşmanın, nefsindir” hadisinin bir nüktesidir.




Abi o zaman bizi daima kötü şeylere sevk eden nefis niçin yaratılmıştır?Hikmeti nedir?
Kayıtlı
osmanoğlu
Genel Moderatör
*****

Karma 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1.288



« Yanıtla #4 : 16 Aralık 2009, 22:37:23 »

Abi o zaman bizi daima kötü şeylere sevk eden nefis niçin yaratılmıştır?Hikmeti nedir?
Aşağıdaki suâlin cevâbı, sizin dahî suâlinizin cevâbı olabilir mi Bikes Kardeşim?

Birinci Sualiniz: Hazret-i Âdem'in (a.s.) Cennetten ihracı ve bir kısım benîâdem'in Cehenneme ithali ne hikmete mebnidir?

Elcevap: Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netâicindendir. Eğer Hazret-i Âdem Cennette kalsaydı, melek gibi makamı sabit kalırdı; istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki, yeknesak makam sahibi olan melâikeler çoktur; o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok. Belki hikmet-i İlâhiye, nihayetsiz makamâtı kat edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak, muktezâ-yı fıtratları olan malûm günahla Cennetten ihraç edildi.

Kayıtlı

"İnsanların en âcizi, duâdan âciz olandır."
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #5 : 16 Aralık 2009, 23:30:50 »

Abi o zaman bizi daima kötü şeylere sevk eden nefis niçin yaratılmıştır?Hikmeti nedir?
bikes kardeşim,insanın mahiyetine koyulan istidadların muharriki şeytan ve nefis iledir.İnsan öyle mânevî makamlara namzettir ki o makamlara çıkabilmek için şeytan ve nefis ile cihad etmek durumunda ve bu cihadı neticesinde istidadları inbisat ve inkişaf edecektir.

Mesela düşünelim ki bir altın kabın içinde bir çekirdek var.Halbuki o çekirdekte çok mükemmel istidadlar var ve bir ağacın programı ona dercedilmiş.O çekirden altın kabda durdurulsa ondaki kabiliyetler ve program açığa çıkabilir mi?Ya da istidatları inkişaf edebilir mi?Elbette ki edemez.Öyleyse o çekirdeği altın kabdan alıp toprağa atmak gerekir.Toprakta muamele-i kimyevîyeye tâbî tutulacak,patlayacak,çatlayacak ve içindeki program açığa çıkarak meyvedar bir ağaç olacaktır.İşte o çekirdeğe hava,su,mineraller ve ışık hücum etmese o çekirden bir çarpışmaya ve imtihana tâbî tutulmasa ondan netice alınabilir mi?

İşte bir nevî insan da şeytan ve nefis ile muâmele-i kimyevîyeye tâbî tutulmakta ve insanın mânevî terakkisine şeytan hizmet etmektedir.

Altın madeni ateşe verilmese saf altın curuflardan ayrılabilir mi?İşte şeytan da insanın kömür kabiliyetlerini elmas kabiliyuetlerinden ayırır.Çünkü insanın fıtratına hem elmas hem de kömür istidadlar birlikte derc edilmiştir.Bu istidadları kullanmakta insan hür bırakılmıştır.Şeytan ile isan hem elmas istidadlarını hem de kömür istidatlarını harekete geçirebilir.Elmas istidadlar iman ile terakkiyat-ı mânevîyeye çıkar kömür istidadlar ile de esfel-i sâfiline iner.Bu terakki ve tedennide şeytan vazîfelidir.

Şeytan devamlı kötülükleri ister ve onun mâhiyetinde hayır yoktur.Bütün vazîfesi insanı hak yoldan çıkarmak için vesveseler vermekdir.İnsan aklı,kalbi ve ruhu ile de devamlı Allah'ın emirlerine müheyya bir durumda olmalıdır ki şeytanın verdiği telkinlere karşı uyanık olsun ve onun vesveslerine kanmasın.O vesvese vermese ne ile imtinah olacağız?

Bir öğretmen öğrencilerine hem doğru hem de yanlış şıkları verir ve onu imtihan eder.yanlış şıklar olmasa imtihan olur mu?Bir tek doğru olsa orada imtihandan söz edilir mi?Yanlış sorular bir nevî şeytanın vesveselerine benzer.Ancak çalışan ve öğretmeninin dediğini yapanlar o yanlış soruları ve şıkları işaretlemezler ve yüksek not alarak terakki ederler ve mükâfat alırlar.Zaten öğretmenin gâyesi de tâlebesinin istidadlarını inkişaf ettirmek ve iyi not almasını istemek değil midir?

Öyleyse insanın mânevî terakkisi,fıtratına derc edilen istidadlarının inkişafı için şeytan hizmet etmektedir.
« Son Düzenleme: 19 Aralık 2009, 16:19:54 Gönderen: Genel Yönetici » Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #6 : 16 Aralık 2009, 23:52:28 »

Alıntı
Nefs-i Emmare: Kötülüğü ve şerri şiddetle emreden nefis. Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s)'ın dilinden nefsin kötülükleri işlemeyi, heva ve hevesi doğrultusunda Allah'ın emirlerine muhalefet etmeyi arzuladığını ve sahibini buna yönelmek için zorladığını bildirmektedir: (Yusuf), nefsimi temize çıkaramam. Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı şekilde kötülüğü emredicidir..." (Yusuf 12/53)
Evet, madem nefsimiz emmâredir. Kötülükleri ister. Cehl-i mürekkep içinde, tembellik döşeğinde ve gaflet uykusundadır. Bedbaht, zavallı ve kötümserdir. Şikemperver, boğazına düşkün ve oburdur. Sabırsız, aceleci ve sersemdir. Dünyaperest yani dünyaya taparcasına düşkündür.

“Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Hattâ, mevhum bir rububiyet ve keyfemâyeşâ hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan, dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmişse, bütün bütün gasıbâne, hırsızcasına, nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.(Mektubat,2004,s:678)”

İnsan nefsi Rabbini tanımak ve emir altına girmek istemiyor. Kendisinin hür ve serbest olduğunu telakki ediyor. Hatta kendine vehmi bir Rubûbiyet veriyor. Kendi keyfince, başıboş olmak istiyor. Mükâfatta en önde ve vazifede en geride durmak istiyor. Hem nefis kendinin ne kadar çabuk zayıf ve sönmeye maruz olduğunu ve çok çeşitli musibetlere müptela olduğunu, çabuk dağılan ve bozulan et ve kemikten ibaret olduğunu da düşünmüyor.

Böylece kendisini lâyemut görüyor. Bunun için de bütün lezzetlere saldırıyor ve sınır tanımak da istemiyor. Bütün hırs ve şiddet ile dünyaya atılıyor. Hubb-u dünya ile onu arzu ediyor. Ahireti düşünmek istemiyor. Sadece dünyadaki fani ve geçici hazır lezzetlere müptela oluyor. Böylece zehirli bal hükmünde olan lezzetli ve kendisine menfaatli olan her şeye atılıyor.

Nefis firavunâne kendisini yaratan ve besleyen Allah'ı unutuyor. Hayatının neticesini düşünmüyor. Kötü ahlak içinde yuvarlanıp gidiyor. Nefis, insan sarayında şeytanın casus bir veziri gibi çalışıyor. En yakınımızda, bizimle beraber ve bizimle birlikte yaşıyor. Nakıs, çaresiz, cahil ve bir o kadar da süflî. Firavun meşreptir nefis. İnatçı ve bilgiçlik taslayan bir hali vardır.
Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
guldostu
Gayûr Üye
****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



Site
« Yanıtla #7 : 17 Aralık 2009, 10:19:44 »

İnsan nefsi Rabbini tanımak ve emir altına girmek istemiyor. Kendisinin hür ve serbest olduğunu telakki ediyor. Hatta kendine vehmi bir Rubûbiyet veriyor. Kendi keyfince, başıboş olmak istiyor. Mükâfatta en önde ve vazifede en geride durmak istiyor. Hem nefis kendinin ne kadar çabuk zayıf ve sönmeye maruz olduğunu ve çok çeşitli musibetlere müptela olduğunu, çabuk dağılan ve bozulan et ve kemikten ibaret olduğunu da düşünmüyor.
Ozaman nefsimizi yani en büyük düşmanımızı tanımak ve en büyük cihadla başarılı olmak için nefsin istekleri ve oynayacağı oyunları bilmek lazım....
1- nefis hür ve serbest olmayı ister .En önmeliside vehimle kendine Rububiyet verir ve şirke girer....
Boyun eğmek istemez...
Bediüzzaman Hazretleri her risalesinde kendi nefsine seslenir....Bu demekki en büyük cihad nasihat..
İslam dini nasihattır zaten..
Herkes Sohbeti önce kendi nefsine anlatır.
Sohbetler nefsi terbiye etmede en büyük etkendir.

2-Nemelazımcıdır......
Osmanlının yıkılmasının en büyük nedeni budur...
İnsan Hubb-u dünya arzusu ,kendini düşünmesi,ben olmasamda olur,yapanlar var nasıl olsa,ben ne yapabilirim,maddi ve manevi gücüm yok...!!!!!
Bunlar nefsin tuzaklarıdır.....
Her insan tebliğde bir keli
me bile bilse bunun nimetinin karşılığını akimsiz bırakamaz ,nimeti anlatmak ve anladıgını yaşayarak lisan-ı hal ile göstermektir.Maddi ve manevi gücümüzün yettiği kadar her durumda Hak yolunda Rıza dairesinde hizmet etmekle sorumluyuz.
Bundan kurtulmanın yolu..sohbet ve hizmetkarlarla birlikte olmaktır.

3-Cimridir....
Nefsin en büyük özellilği Hak yolunda her konuda cimridir ,kendine harcar ama infak dediğin zaman inanılmaz nedenler sıralar size belki ozamana kadar bu korkularınızın,düşüncelerinizin oldugunu bile bilmezsiniz..
Sizi kandırabilmek için,aldırır bak ben cimri değilim bunlar gerekli düşüncesiyle kendinizi kandırmaya benlik ve tulu emellerinizin elinde sizi oyuncak yapar.
YENMEK İÇİN İKNA YOLU VE SOHBET ,EN BÜYÜK ETKENDE DUA DIR HER YÖNDE TABİİ...

4-KAYPAKTIR...
NEFSİN OLAYLAR VE DURUMLAR KARŞISINDA:Kendi cıkarları için devamlı düşüncelerinizde farklılıklar getirdiğini,Hırs ve şiddet karşısında değerlerinin değişmesi nefisdendir.
Her an ayagınızı kaydırır ve siz bunu kendinizden bilirsiniz..EN ZAYIF NOKTANIZLA ŞEYTANLA BİR OLUR VE SİZİN DÜŞÜNMENİZ İMKANSIZ OLAN FİKİRLERİ SİZE KENDİ DÜŞÜNCENİZ GİBİ FISILDAR VE SİZİ İKNA EDİP DÖNDÜRÜR.
Uyanık olmak lazımdır.....
Allah c.c yolunun dışında gelen hertürlü yanlış düşünce nefisdendir. bir söyleyip 10 düşünmek lazım boşuna dememişler.


5- korkaktır....

Nefsin korkaklığını hepimiz biliriz....Arkamızdan gelen bir ses bile irkilmemize sebep olur..Gülümseme
Şeytanın ve  nefsin en cok insan üzerinde oynadıgı oyun budur.
Müslüman bilirki bu kainatta herşey Rabbimin askeridir,O'nun emri altındadır.Kimse o istemeden insana zarar veremez.
Rabbimin izni olmadan,ağaçtan bir yaprak bile düşemez.Kainatta yaratılan her canlı varlık dosttur.Sebepler dairesinde tedbirini alıp Rabbine sıgınan insan huzurludur.
Maddi ve manevi rızık Rabbimdendir.Veren o verdiren o..bunu bilmek korkuyu önleyen en büyük etkendir.
Rabbim bizi korkularımızdan emin kıl....dua ile destek verip niyaz cok önemlidir.

7-yalancıdır...

her türlü yalan nefsindendir....
kendi yanlışlarını hatalarını kimsenin bilmesini istemez ve en kolay yolu secer yalan....
Bilse her an onu gören Rabbi var, insanların bilmesinin önemi zillet altında kalma duygusunu giderir.Ben Rabbime sorumluyum..
her yalan söylemede  aclıkla ceza vermek....tövbe ve dua ile muhasebe ile giderilebilir.


8-gıybet,hased  her türlü kötü haslet nefistendir...

İçimizden gelen her kötü düşünce nefsin ve şeytanın birlikteliği neticesidir.
Nefs bunlardan hoşlanır,öldürücü zehiri zevkle içittirir insana..
Rabbimin yarattığı güzelliklere karşı duyarsız ve kulp takma hususnda ondan güzel kelimeler bulan yoktur..
Su-i zana her zaman hazırdır....yönünü değiştirmek için mücadele etmeli hüsn-ü zanla bakmaya calıştırılmalıdır.
Az konuşmak ,iyi ortamlara girmeye calışmak,okumak ve sohbet ve dua en iyi silahıdır. ve her günün sonunda muhasebe tabii...

9- ALIŞ VERİŞ.....HER NEFİS ARASINDA ALIŞVERİŞ VARDIR....
Biz bilsekte bilmesekte bunu yaşarız...
Üstadımız...21 sözde dediği gibi...biraz sonra baktım büyük adamın dediği gibi nefsimde onun dediğini bana diyor...Konu namaz bahsinde gecer.
Arkadaş secimi ,cok önemlidir.Arkadaşını söyle sana kim oldugunu söyleyeyim dedir.?
ALLAH RIZASI İÇİN YAŞAYAN,HÜSNÜ ZANLA BAKAN ARKADAŞLARINDAN YANINDA BULUNMAK COK ÖNEMLİDİR.

10- Bu dünyayı,kendini-Baki sanır...
Kendini bu dünyada layemut sanır....insanı zamanını malayani gecirmesine dünya sefahatına sürükler.
mezarlara sık sık,hastanelere sık sık gitmek....gerceği görmesine sebep olur..
ölümü sık düşünün..dünyanın lezzetini acılaştırır......
Caresi dua ve sohbetle desteklemek lazımdır....

11---benlik...
kendi için yaşama..kendini düşünme...kendini haklı görme...bunlar hep nefisdendir...
ben yok biz yok  O VAR......
Her türlü iyilikler,ibadetler,maddi ve manevi yaşayışımızın RABBİME VERMEK,KENDİNİ SİFİRLEMEK
BİİZNİLLAH,İNŞAALLAH,MAŞAALLAH KODLARINI
Yaptırdı,götürdü,düşündürdü,bildirdi......


Aklıma getirilen bunlar şu anda....

Kardeşlerim zaten nefis terbiyesi hakkında yazdırılmış yazıları var.
Aklımıza getirildiği zaman devam ederiz inşaAllah
Baki muhabbetimle.
« Son Düzenleme: 17 Aralık 2009, 10:27:46 Gönderen: guldostu » Kayıtlı

Şu kısa, fâni ömrünü ... Bâki şeylere sarfet ki, bâki kalsın. Mesnevi-i Nuriye
yıldızmisal
Gayûr Üye
****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



« Yanıtla #8 : 17 Aralık 2009, 12:57:59 »

Peki..
Benim en büyük düşmanım nefs ..Bana her zaman kötülüğü emrediyor..
benim yapmam gereken onu nefsi emmare kalıplarından kurtarmak..
raiyyetim altındaki çocuk misal onu terbiye etmek..
Ama bu uğurda o hep beni çelmeliyor..
Hal böyle iken onun hala benim üzerimde hakkı var mı??
benim  ondan şikayet etmeme sebeplerim var mı..
onun  benden davacı olmaya hakkı var mı??
vesselam
Kayıtlı

Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.
Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #9 : 17 Aralık 2009, 13:21:25 »

Risâle-i Nûr'da Nefs-i İnsâniye  

Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s)'ın dilinden nefsin kötülükleri işlemeyi, hevâ ve hevesi doğrultusunda Allah'ın emirlerine muhalefet etmeyi arzuladığını ve sahibini buna yönelmek için zorladığını bildirmektedir:” (Yusuf), nefsimi temize çıkaramam. Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı şekilde kötülüğü emredicidir..." (Yusuf 12/53). Nefs, mahiyet bakımından maddi bedene muhalif, ama gül suyunun gülde, zeytinyağının zeytinde yayılması gibi bedene yayılan nurani, yüce, diri ve hareketli bir mahlûktur.

Nefs, Risâle-i Nûrlarda da etraflıca işlenmiş bir konudur. “… Hem kesafetli olan nefs-i insaniye; sırr-ı câmiiyet itibariyle, tezekki etmek şartıyla bütün letâif-i insâniyenin fevkine çıktığı gibi…(Sözler,2004,s:808)” izahı ile de nefs-i insaniyenin kesif ve yoğun bir halde iken, pek çok mânâ ve şeyleri içine almadaki maksat sırrı itibariyle, mânevi temizlenme ve ahlâken yükselme ile insanda bulunan bütün mânevî duyguların üzerine çıkabilmektedir.

Öyleyse bütün letâif-i insaniyenin fevkine çıkabilme kabiliyeti olan nefs-i insâniyenin özelliklerini tanımak ve tezekki etmemiş halini öğrenmek için Risâle-i Nûr külliyatında izahı yapılmış olan nefsin mâhiyetine ve hallerine bakalım. Üstad Bedîüzzamân bizim izah yapmamıza ihtiyaç bırakmayacak şekliyle nefs-i insâniyeyi açıkladığından sözü O’na bırakalım istiyoruz. İşte Risâle-i Nûr’da nefs-i insaniye.

•  Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir. Vücudun merkezi ve menfaatin madeni nefistir. İnsana en karib(yakın) nefistir. (Mesnevî-i Nuriye-s:18)

• Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; çok vakit imanını rencide etmek için, gafletinden istifade ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar.(Yirmi Altıncı Mektup)

• Nefis, zıtları birbirinden tevlid eder(doğurur, netice verir). Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki zıtları birbirinden meydana çıkarır. İyiliklere sahip çıkar, kusurları üzerine almaz.( Mesnevî-i Nuriye - Katre)

• Nefis, aleyhte olan herbirşeyi lehte zanneder.( Mesnevî-i Nuriye - Katre)

• Nefis, mükâfatı gördüğü zaman "Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım" der. Mücâzâtın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî (görmezden gelerek) ve inkârla kendisini tesellî eder. (Mesnevî-i Nuriye - Katre)

• Nefis, tembellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden, tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hâlıkın, bir Mâlikin bulunmamasını temennî eder. Sonra mülâhaza eder. Sonra tasavvur eder. Nihayet, ademini, yok olduğunu itikad etmekle dinden çıkar.( Mesnevî-i Nuriye-s:70)

• Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicap olur. (Mesnevî-i Nuriye- Katre: s:71)

• Nefis, kendisini kader ve sıfât-ı İlâhiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder.
• Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan Sofestâî, hevâ da Bektâşîdir.( Mesnevî-i Nuriye s:154)

• Nefs-i emmâre, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestâî gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Teâruzan(Birbirine zıt, muâraza), tesâkutan (ardı ardına düşmek) kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder.

• Gafil nefis, âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünyayla bağlı bir menzil zannediyor. Bu itibarla nefsin elinde iki silâh vardır. Dünyanın zeval ve fenasının eleminden kurtulmak için âhireti düşünmekle ümitvar olur. Âhiret için lâzım olan a'mâl külfetine gelince, gaflet veya tegafül ile(anlamamazlıktan gelerek) ondan da kendisini kurtarır. (Mesnevî-i Nuriye -s:154-55)

• Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devamla kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. (Mesnevî-i Nuriye -s:115)

• Nefis, Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor.(Mektubat-s:393)

• Nefis, ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler. (Yirmi Üçüncü Söz)

• Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir-tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.(On Üçüncü Lem'a)

• Nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan, bir nevi rububiyet dâvâ eder; mâbuduna karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır.(Yirmi Dokuzuncu Mektup-s:443)

• Nefis, Vâcibü'l-Vücudun ef'âlini fiillerine benzetemiyor. Hakikatini fehmetmekte akıl mütehayyir kalıyor. Fiili fâilsiz zannediyor.(Mesnevî-i Nuriye – Zerre-s:156-57)

• Nefis, kendisini, yaptığı fiillerinde fiil içinde müstetir (gizlenmiş) Hû gibi görüyor. Tecelliyâtın genişliğini imtinâa, büyüklüğünü ademe hamletmekle, şeytanı bile yaptığı mugalâtadan utandırıyor.

• Nefis, daima ıztıraplar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor.( Mesnevî-i Nuriye – Habbe-s:103)

• Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâsı ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var.(On Yedinci Lem’a-7.Nota)

• Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur.

• Nefis, nefsine mâlik olmadığı gibi, cismine de mâlik değildir.( Mesnevî-i Nuriye-s:58)

• Hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.( Yirmi Birinci Lem'a)
• Nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar.(Yirmi Birinci Lem'a)

• Nefis, mütekebbir, mütemerrid serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakârdır.( Mesnevî-i Nuriye – Hubâb)

• Nefis, şu dünya hayatına müştak ve mevtten kaçar.( Yirmi Altıncı Söz)

• Nefis, kendinde gördüğü nimet-i İlâhiyeyi kendi malı tevehhüm ederek gurura, iftihâra, temeddühe başlar.( Yirmi Sekizinci Lem'a)

• Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir.( Yirmi Üçüncü Söz)

• Şeytanın talebesi olan Nefs-i emâre cismin küçüklüğünü san'atın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudûrunu tecviz ediyor. (Mesnevî- Nuriye - Onuncu Risale)

http://feyzinur.blogspot.com/2009/12/risale-i-nurda-nefs-i-insaniye.html
Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #10 : 17 Aralık 2009, 19:00:06 »

Kesâfetli Nefsin Tezkîyesi

“Nasıl toprak suya, havaya, ziyâya nisbeten kesafetli, karanlıklıdır; fakat masnuat-ı İlahiyenin bütün enva'ına menşe' ve medar olduğundan bütün anasır-ı sairenin manen fevkine çıktığı gibi; hem kesafetli olan nefs-i insaniye; sırr-ı câmiiyet itibariyle, tezekki etmek şartıyla bütün letaif-i insaniyenin fevkıne çıktığı gibi; öyle de, cismaniyet; en câmi, en muhit, en zengin bir âyine-i tecelliyat-ı esma-i İlahiyedir.(Sözler,2001,s:459)”

Hakîkaten toprak suya, havaya ve ziyaya nispeten daha yoğun ve katı ve karanlıklıdır. Ancak bu yoğunluk ve kesâfet ilâhî masnuatın ve esmâ tecellilerinin bütün nevlerine kaynak olarak Allah tarafından ittihaz edilmiştir. Böylece toprak bütün diğer unsurların üzerinde masnuat-ı ilâhîyeye medar ve menşe olmak cihetinde Allah'ın tecelliyat-ı esmâsına menşeliği yönüyle en üst seviyededir. Bizler en çok esmâ tecellilerini toprakta tecelli eden masnuatı tefekkür ile mârifetullah, muhabbetullah ve müşâhedetullah makamlarına ulaşıyoruz. Böylece rûh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç olan lezzet-i ruhaniye mertebelerine çıkılabiliyor.

Madem toprak kesafeti itibarı ile en camî masnuat-ı ilâhîyeye menşe ve medâr ise aynen öylede "hem kesâfetli olan nefs-i insaniye; sırr-ı câmiiyet itibariyle, tezekki etmek şartıyla bütün letâîf-i insâniyenin fevkîne çıktığı gibi..." izâhı da çok mânidardır.

İnsan nefsi başlangıçta toprak misali kesâfetli ve yoğundur. Nasıl ki toprak suya, havaya ve ziyâya nispeten masnuata menşe olmuş ise nefs-i insâniye de bu kesâfeti ile çok sırları üzerinde toplama cihetiyle insanın diğer lâtifelerinin fevkine çıkabilmektedir. Burada bütün sır kesâfetli olan nefs-i insaniyenin tezekkî etme şartıdır.

Bu bahsi okuduğumda petrol nimetini düşündüm ve şöyle bir tefekkür penceresinden bakmak istedim. Petrol ilk çıktığında çok kesâfetli, yoğun ve müşevveştir. Bu halde petrolü kullanmak çok da mümkün değildir.

Petrolden istifâde edebilmek için mutlaka onu rafinerilerde damıtmak gerekir. Belirli sıcaklıklar altında petrol damıtılır ve benzin, gazyağı, mazot, fueloil (yağyakıt), makine yağı v.b.şeklinde ürünler elde edilir ve bu ürünler beşeriyetin vaz geçilmez maddeleridir. Demek petrolün yararlı olarak kullanılması ve istifâde edilmesi damıtılmasına bir nev'î tezekkîsine bağlıdır.

Nefs-i insâniye de kesâfetli halinden damıtılarak yani tezekkî edilerek yararlı ve istifâdeli hale gelmektedir. Böylece nefis birçok mertebede damıtılmış olmaktadır. Bunlar ise:

•Nefsi Emmâre: Kötülüğü emreden ve bundan zevk alan nefistir.
•Nefsi Levvâme: Kötülük yaptığında bundan pişman olup af dileyen nefistir.
•Nefsi Mülhîme: Allah'tan ilham alan nefistir.
•Nefsi Mutmainne: Tatmin olmuş nefistir.
•Nefsi Radiyye: Allah'tan razı olmuş nefistir.
•Nefsi Mardiyye: Allah'ın razı olduğu nefistir.
•Nefsi Tezkîye: Bu kademede nefs temizlenmiştir.
•Nefsi Kâmile: Olgunluğa ermiş nefistir. Mürşidi Kamillerin nefsinin karşılığıdır.

Acaba nefs-i insâniyenin tezekkî etme şartları neler olabilir? Elbette ki Risâle-i Nûrlarda bunun da cevabı vardır.Şöyle ki;”Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir. Evet, bir haneyi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz.

•Lâkin, eğer enâniyeti bıraksa,
•Hayrı ve vücudu tevfik-i İlâhiyeden istese,
•Şer ve tahripten ve nefse itimattan vazgeçse,
•İstiğfar ederek tam abd olsa,
•O vakit "Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir."( Furkan Sûresi, 25:70)"sırrına mazhar olur.
•Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder.
•Ahsen-i takvim kıymetini alır, âlâ-yı illiyyîne çıkar.(Sözler,2001,s:290)”


Böylece nefs-i insâniye tezekkî şartları ile mâhiyeti nefs-i kâmile noktasına doğru terakkî edebilir. Bu mânâda sahabelerin nefisleri numune-i imtisâldir. Çünkü,”Sahâbelerin nefisleri tezkîye ve tathir edildiğinden, nefsin mâhiyetindeki cihâzât-ı kesire ile, ubûdiyetin envâına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyâde mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubûdiyet-i evliya besâtet peydâ eder.(Sözler,2001,s:454)”

Risâle-i Nûrlarda nefsin tathiri ve tezkîyesinin yoları ise şöyledir.


•"Nefsinin arzusunu kendine mâbud edinen kimse."( Furkan Sûresi, 25:43.) İşte, şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathiri, onu tezkiye etmemek(temize çıkarmamak), tebrie etmemektir.
•Nisyân-ı nefis(nefsini unutmak) içinde nisyan etmemek. Yani, huzuzat (hazlar) ve ihtirasatta (hırslarda) unutmak; ve mevtte ve hizmette düşünmek.
•Nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh(övünme) yerinde hamd etmektir.
•"Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir."( Şems Sûresi, 91:9.) Kemâlini kemalsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.
•Herşey, nefsinde mânâ-yı ismiyle fânidir, mefkuttur(kaybolmuştur), hâdistir(değişendir), mâdumdur. Fakat mânâ-yı harfiyle ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsına aynadarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibarıyla şahittir, meşhuddur, vâciddir(vücûdidir), mevcuttur.
•Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır.
•Yani, kendini bilse, vücut verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir.
•Yani, vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikîden gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümât-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur.
•Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikînin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır.
•Zira, bütün mevcudat, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücudu bulan, herşeyi bulur.(Sözler,2001,s:439)


Allah(cc) bizleri nefisleri tezkîye ve tathir edilenlerden eylesin. Nefsin mâhiyetindeki cihâzât-ı kesire ile, ubûdiyetin envâına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyade mazhar kılsın. Nefis ile mücahedede bizleri muvaffak kılsın. Âmin.


http://feyzinur.blogspot.com/2009/12/kesafetli-nefsin-tezkiyesi.html
Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
Ebu İrfan
Kahraman Üye
******

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 810



« Yanıtla #11 : 18 Aralık 2009, 10:38:14 »

Abi o zaman bizi daima kötü şeylere sevk eden nefis niçin yaratılmıştır?Hikmeti nedir?


Abdulbaki abi konuyu mükemmel bir şekilde cem' etmişsiniz Allah razı olsun.


Kendi nefsimde tesbit ettiğim bir hususu belirteceğim herhalde herkes bunu yaşıyordur/yaşamıştır.

 Herhangi bir hayır veya gece teheccüd namazına kalkmak gibi ,herhangi bir nafile ibadeti yapmak istediğinizde nefsiniz bunu yapmak istemez, zor gelir. Kendinizi zorlayıp, nefsinizi dinlemeyip Allahın fazlı ve inayeti ile o hayra nail olduğunuzda ise o hayrı hemen sahiplenir. Şerleri ise işlemeye istekli olan nefsimiz, meydana gelen olumsuz sonuçları hiç üstüne almak istemez. Ya Esbaba dağıtmak veya kadere yüklemek ister. Oysa hayırlar Allah'tan (CC) şerler ise kendi nefsimizden olduğu ayetle sabittir.

Burada Üstadın (RA) verdiği şu düstur çok mühim ve yerindedir. "Hizmette nefsi öne sürüp ücrette unutmalı, geri çekmeli." Ta ki nefse muhalefet edilmiş olsun.  O hayrı sahiplenmeye hakkımız yok zira Allah'tandır. Oysa şerleri bizzatihi nefse yüklemeli.

Sanırım muhterem bikes sualinizin bir vechesi de şu olabilir. Eneyi vahidi kıyasi yapmakla marifet-i ilahiyeye vasıl olmak, tekamül edebilmek için nefs-i emmareyi Cenab-ı Hak azze ve celle Hazretleri insanın içine bırakmış. Belli aşamalardan sonra zaten nefsin adı değişmese de sıfatı değişiyor. levvame, mülhime, mutmainne razıyye vs..

Cennette ise nefisler mutmaindir, Allah-u A'lem bu sebebe mebnidir.

Güzel ifade edemedik ama Nurlarda bu meseleler zaten en güzel şekliyle mevcut.

maasselam.
Kayıtlı

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. " Ali İmran 110
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #12 : 18 Aralık 2009, 13:30:46 »

Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor.

Mâhiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.

Hem ne kadar zaaf ve zevâle mâruz ve musîbetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur dağılır et ve kemikten ibâret olduğunu düşünmez.

Adetâ polattan bir vücudu var gibi, lâyemutâne kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır.

Şedid bir hırs ve tamâ' ile ve şiddetli alaka ve muhabbet ile dünyaya atılır.

Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hàlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.(Mektubat:s-401)
« Son Düzenleme: 18 Aralık 2009, 13:34:59 Gönderen: Abdülbâkî » Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.161


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #13 : 19 Aralık 2009, 16:23:18 »

Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hatta mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtri olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün gasıbane, hırsızcasına nimet-i İlahiyeyi hayvan gibi yutar.(Mektubat-s:401)

Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır. Fakat, hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında,nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalalettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükafat zamanlarında nefsin unutulması kemaldir.(Mesnevi-i Nuriye)

Nefsine olan muhabbeti icab ettiren nefsinsana olan kurbiyeti ise, Halıkına muhabbetin daha fazla olmalıdır. Çünkü, nefsinden o daha karibdir. Evet, senin fikrin, ihtiyarın idrak edemedikleri sendeki mahfiyat, Halıkın nazarı ve ilmi altındadır.(Mesnevi-i Nuriye)
Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
bikes
Genç Üye
**

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 37


« Yanıtla #14 : 19 Aralık 2009, 22:58:22 »

Abdülbaki abi Allah sizden razı olsun.Verdiğiniz örneklerle aklımızı daha da yakınlaştırıyorsunuz.

Diğer konuya iştirak eden Abilerimizdne ve kardeşlerimizden de Allah razı olsun..
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: