Ezelin sırrı ve elest meclisi

(1/1)

YAKAZA:
Allah, kendi güzelliğini seyretmek, kendi bilinmezliğinin sonsuz bestesindeki ahenkleri duymak için evrenleri yarattı ve ezel böyle doğdu.

Melekler, ruhlar, nefsler ve gönül ve bunların dekorunda yasayan bitmeyen güzellikler?

İste ezel.
Cennet hikmetinde seyrettigimiz sonsuz sevdalar, binbir ışık, bitmeyen hazlar?

Ve işte ezel.
İçiçe güzelliklerin ilahi raksında birbirini kovalayan âşkların mekansız iklimi?

Ve işte ezel.
Ne boyutlarında madde kafesi
Ne düşüncelerinde kabus
Ne yüreklerde vesvese
Ne umutlarda sönen zaman kaygusu
Ne duygularda ayrılık korkusu

İste ezel! Taptaze ve serin. Dünyamızın derinlerinde esen seher gibi.
Zaten seher ezelden bir anlık hatıradır bizlere.

Ezeldeki zevk her zerremize sinen dayanılmaz bir sevda nağmesidir
.
Ezeldeki boyutlar ve mekan ince bir tül gibi ilahi raksların peşinde süzülür.

Ezelde renkler içiçe birbirini kovalayan şarkılar gibi canlıdır. Her yeni öykü hayallerin ötesinde yeni bir sehrayin sergiler.

Her yaşanan güzellik sanki yeni bir ihtişamın başlangıcıdır.

Yine ezelde ayrılık bir güzelden başka bir güzele geçişin türküsüdür. Dünyada eşyayı esir alan zaman, ezelde zevklere mahkumdur?.

Evet Allah kendi güzelliğini seyrediyordu sanatının sonsuz nakışlarında. İlahi sevginin her dalgası, yeni bir ihtişamı sergiliyor, sonsuz besteye yeni bir cennet sahnesi ekliyordu. Sonsuz zerrelere can veren bu ezel sırrı Rahman hikmetiyle hep sevdalı, hayy sırrı ile hep taze ve canlıydı?

Elbette tüm güzellikler Allah'tandır ve hazlar, sevdalar da O'nun sırrı.

Bu rüyalardan güzel gerçek hayatın ufkunda, ezelin sinesinde bir an bir aşk fırtınası doğdu. Her varlığın en derin noktalarından, özünden, dayanılmaz bir hazzın alev alev yakan zevki tüm güzellikleri sarıverdi. Sanki tüm raksların, güzelliklerin her noktasından ışık ışık bir başka senfoni parlayıverdi.

Bu âşk fırtınası neydi? En derinlerimizden bizi sarsan bir seda mı, bir arzu mu?

Ve şiddetinden mekansız fırlayan bu muhteşem beste, her zerreye ve sonsuz mesafelere yayılıverdi.

Ezeli her yerinden titreten, nağmelerin en güzeli, sözlerin en muhteşemi.. Evet Allah emrediyordu tum mekanların özünden:

-Elestu birabbikum (Ben sizin rabbiniz değil miyim?)

Bu Âşk fırtınasının bestesi, bu muhteşem sedanın bitmez dalgaları halinde sonsuz zaman ufuklarına yayıldı. Yitirdiğimiz hafıza bandı arkasında, izlerini gönül ekranında sezdiğimiz dayanılmaz sevda ve cazibe hep bu muhtesem sedayadır. Zaman baslar, akar biter fakat Âşk fırtınası bitmez.
Bilmediğimiz mutluluğu bu yüzden çağlar boyu arar dururuz.

Bu yüzden cennet kokuları Âşıkları sarhoş gibi dolastırır aramızda. Ve yüreklerimizde bu yuzden esrarlı bir özleyişin nağmeleri titreşir durur..........

Bu yüzden güzeli arar, bu yüzden çırpınan yüreğimizin ardından çılgın gibi koşarız.

Bu yüzden Âşklar, sevdalar taze baharın sırrında nokta nokta dolasır dünyamızda.

Ve ezel bu yüzden hep hasrette yasanır, tükenmeyen ayrılık acısı hep bu yüzdendir.

ELEST MECLİSİ.......

Evet şimdi ezelin billur sinesinde alev alev yanan, nur nur parlayan ve idraklerin her noktasında soluyan bir beste vardı:

-Elestu birabbikum.

Bütün varlıklar enfuslerinden ve afaklarından onları saran bu müthiş ilahi sevda bestesi ile sarsılıyordu.

Ve hersey sanki sonsuz bir hazzın doyulmaz ateşinde kavruluyor ve eriyordu.

Sonra bu haz muthis bir hasyete döndü.

Ve sonra varlıkların, boyutların, ruhların sonsuz sahillerinde mecaller tükeniverdi. Dayanılmaz güzelliklerin mekanları zerre zerre alevlenmiş gibi bu muhteşem nağmenin sırrında eridi.

Bu müthiş emir öylesine kudretliydi ki, sanki her varlığın içinde yeni bir an yaratıyor, sonra da susan her noktayı mekanda siliyordu.

Varlıkların özünde ışıklar tek tek sönüyor, sonsuz yokluklara donuyordu.

Düşüncelere mecal veren idraklerin özünde bile yalnız bu ilahi sevda çınlıyordu:

-Elestu birabbikum.

O ana kadar yalnız seyredilen ve yaşanan güzellikler sanki şimdi hayy sırrı ile canlanmış, dile gelmiş, bu ilahi emir şeklinde yansımıştı. Düşünce ve idrakin mekanlarında her varlık ilahi sanatın binbir parlayışını görüyor, seziyor, yaşıyor fakat o ilahi emrin dalgalarına dayanmaya mecal bulamıyordu.

Çünkü tüm varlıklar idrak mekanlarında bu sedadan baska dayanacak, tutunacak, mecal bulup cevap verecek bir nokta bulamıyordu. Her varlığın özünde bir çıkış imkanı, esrarlı bir kurtuluş umudu titreşiyor, fakat kimse bu meçhul noktayı bulamıyordu.

Evren tüm bu emrin ihtişamı ile dopdoluydu. Ruhlar bile sığınıp soluyacak bu meçhul noktayı sezememişti?

Ve sonra tüm varlıklar mecalsiz kul yığınları gibi solmaya basladı. Boyutlar cüceleşti, sonra yavas yavas durulmaya basladı. Mekanlar birbirinden hayal gibi uzaklaşıyordu. Yalnız gönüllerin en uzak noktalarında bir niyaz titreşiyordu.

Evet, belki de belli belirsiz bu niyaz dışında herşey soluyor, tükenip bitiyordu.

Bu paniğin nedeni, varlıklarin kendi mekanlarında tutunacak bir nokta aramaları idi. Sanki bu ilahi emre cevap verebilmek için her eşya nefs perdesinde bir mecale sığınmak çabasına düşmüştü. Bu ise gerçekte bir benlik çıkmazı idi. Halbuki evren, enfus ve afak ile mekanın her noktasında ilahi güzellik ve kudretle dolu idi. Ve benlik bu andan itibaren kendine ayrı bir mekan aramak, kimlik aramak gafletini temsil edip duruyordu.

Ezelin solgun çehresinde birdenbire bir mucize doğdu.

Sonsuz mekanlarda yeni bir Âşk nağmesi raksetti. Yepyeni bir güzelliğin hayat veren cazibesi tutuşuverdi:

- Beli (evet) Rabbimizsin.

Bu sır, Fahr-i Kainat Efendimizin kalbinden coşup gelivermisti.

Bu hamd seli, evreni yeniden taptaze bir hazza boğdu. Sanki sonsuz güzelliklerin kapanmaya yüz tutan goncası yeniden açılıverdi.

Kimdi ezelin sinesinde bu seda nakşı, kimdi bu güzeller güzeli...?

Kimdi evrenleri tükenmişlikten kurtaran bu hamd selinin sırrı...?

Hamd ihtişami içinde kulluğun en muhteşem noktasında evreni saran bu niyaz, perde perde gönüllerde titreşen umutları alevledi.
Ona en yakın olanlardan halka halka "beli" niyazlari yükseldi. Ruhlar tek tek doğan YILDIZLAR gibi bu ışıklardan mecal bulup parladılar.

Ve evren Fahr-i Kainat gönlünde bir gonca gibi açılıverdi.

Ve tüm varlıklar kulluğun sonsuz zevkine erdi?

Mekanlar renk renk ilahi güzelliğin sırrından yeni Âşk şarkıları besteledi.

Galaksiler, atomlar bu hamdin çoşkusu ile sema ederek kader perdelerinden iniverdiler. Atomlar özünde sonsuza dek Allah'ı zikreden, birbirinden güzel şarkılar doğdu. Sonsuz ışık dünyalarında tükenmeyen ışık şölenleri başladı.

Ve cennet perde perde bir gelin gibi ilahi güzellikleri sonsuz boyutlara sergileyiverdi.

Şimdi ezelde yepyeni bir Cân, binbir pırıltı raksediyordu. Ve onlarin merkezinde, Efendimizin gönlünde hamd niyazi coşuyordu süresiz.

Muhammed (SAV) hamdinden tüm evrenlere ışık ışık zikirler yayıldı. Melekler sonsuz hazların coşkusunu yine mekanlarin ötesine, yeni alemlerin sınırsız ufuklarına yaydılar.

Allah, bu büyük bayram gününde Efendimize evrenin en büyük iltifatını yaptı:

-Levlake levlak, lemma halaktu'ul-eflak (Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım)

İşte; "Ben Allah iken, meleklerimle beraber Peygamberime salat u selam ederim. Ey insanlar, siz de salat u selam getirin, ona ileteyim*" ayeti bu gerçekleri yansıtmaktadır.

*Enbiya Suresi, ayet 107

Dr. Haluk Nurbaki




Navigasyon

[0] Mesajlar