Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Ihlas nedir?Ne değildir?  (Okunma Sayısı 4733 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
_MerHeM_
Kahraman Üye
******

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 547


« : 04 Eylül 2009, 01:05:11 »

İhlas nedir? Ne değildir?

Ihlas denilince ilk akla gelen lügatçesi samimiyet olarak anlıyoruz.
Sonra ıhlas üzerinde tefekkür ettikçe inceden inceye derin sırlar barındıran bir kavram ve yaşam biçimi olduğu anlaşılıyor.

Ihlas denilince en kapsamlı tarifi’’Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. ‘’ lemalar..

Sonra devamı olan cümlelerde ıhlasın boyutunu çiziyor bizlere.

.’’ Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir,
onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.’’

•   Yani Onun rızasından başka hiçbir rızayı aramamak,Boyun bükmemek el ovuşturmamak tezellül etmemek..
•   Gerektiğinde Bütün dünyayı küstürüp aleyhine geçririp tüm dünyevi mahrumiyetleri göze almak..
•   Bu mahrumiyetlerden gocunmamak ehemmiyet vermemek
•   Ameli kabul olunursa Yani Allah c.c. razı olursa,O amel tüm halkın nazarında kerih görülse dahi Muhlisin gözünde kıymeti yoktur.
•   Halık-ı kainat bir kulun arakasında olursa halkın reddetmesi onun davasını tenzil etmez.Hak razı değilse bütün cemaatler ve kurumlar ve halk arkasında maddi ve manevi bulunsa kıymeti yoktur.
•   Davasını Halkların kabulunu(Yani taraftar olup destek olunma) hiçbir surette nokta-i nazar yapmamak ,hatırına getirmemek,Taleb dahi etmemek,Bu arzunun peşine takılmamak..
•   Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.’’

Bir amelin içeriğinde üç noktanın tamamını bu satırlarda görüyoruz.Yani niyet,Fiil,Netice..

Yani bir amelin ruhu ve hayatı olan niyette,Ortası olan fiilde ve neticesi olan ücrette Allahın razısını merkeze oturtmak.

Bu üç safhada kaymalar olabilir demektir..

Yani kişi bir ameli işlerken bazen niyetinde halis olur,Neticesinde kayar yitirir.

Bazen niyetinde kabul- ü rizayı aramaz fakat fiil ve icraatında yani ortasında öylebir tavaffukat olurki sonucu rıza-ı ilahi olabilir.

Bazen ne ortada ne evvelde rıza-i ilahi yoktur fakat Rabbi rahmet nazarıyla teveccüh eder.Sonucu Ondan beklemekle Muaffak olur azabtan kurtulur..

Bu bir süreçtir,Bu süreçte Muaffak olmak ancak ıhlasın sırrına eren muhlislerde ve Allah’ın c.c. erdirdiği muhlaslar’da olur.

Bu üç süreçte hafif bir kayma ‘’ıhlas’’ı ‘’ihlas’’ yapı verir..Kendini kuyunun dibinde bulur ama kulenin tepesinde zanneder.Ihlas’’ta Muaffak olan ise her an kendisini kuyunun dibinde görürür.

Risale-i nur tarikinin dört hatvesinde zikredilen ayetlerin tamamı ıhlas ‘a baktığını görüyoruz.Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. Ve bilhassa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.

Birinci Hatveye: فَلاَ تُزَكّوُا اَنْفُسَكُمْ âyeti işaret ediyor.

İkinci Hatveye: وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللهَ فَاَنْسَيهُمْ اَنْفُسَهُمْ âyeti işaret ediyor.

Üçüncü Hatveye: مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ âyeti işaret ediyor.

Dördüncü Hatveye: كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ âyeti işaret ediyor. Şu dört hatvenin kısa bir izahı şudur ki:


Birinci Hatvede: فَلاَ تُزَكّوُا اَنْفُسَكُمْ âyeti işaret ettiği gibi: Tezkiye-i nefs etmemek. Zira insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki evvelâ ve bizzât yalnız zâtını sever, başka herşeyi nefsine feda eder. Mabud'a lâyık bir tarzda nefsini medheder. Mabud'a lâyık bir tenzih ile nefsini meayibden tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Nefsine perestiş eder tarzında şiddetle müdafaa eder. Hattâ fıtratında tevdi edilen ve Mabud-u Hakikî'nin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazat ve istidadı, kendi nefsine sarfederek مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَوَيهُ sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. İşte şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathiri: Onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.

İkinci Hatvede: وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللّهَ فَاََنْسَيهُمْ اَنْفُسَهُمْ dersini verdiği gibi: Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse, başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi; şu haletin aksidir. Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.

Üçüncü Hatvede: مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ dersini verdiği gibi: Nefsin muktezası, daima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer. Bu hatvede: Nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp; bütün mehasin ve kemalâtını, Fâtır-ı Zülcelal tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamdetmektir. Şu mertebede tezkiyesi, قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّيَهَا sırrıyla şudur ki: Kemalini kemalsizlikte, kudretini aczde, gınasını fakrda bilmektir.

Dördüncü Hatvede: كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ dersini verdiği gibi: Nefs, kendini serbest ve müstakil ve bizzât mevcud bilir. Ondan bir nevi rububiyet dava eder. Mabuduna karşı adâvetkârane bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikatı derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki: Herşey nefsinde mana-yı ismiyle fânidir, mefkuddur, hâdistir, madumdur. Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur. Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse; kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikî'den gaflet etse; yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümat-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enaniyeti bırakıp, bizzât nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikî'nin bir âyine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira bütün mevcudat, esmasının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcib-ül Vücud'u bulan, herşeyi bulur.''26.Söz



''

Ihlas sırrında Muaffak olunan olana muhlis diyoruz..Yada Allah’ın Teveccüh edip Muaffak ettiğine muhlas diyoruz..
Peki Ihlas ne değildir.?Muhlis kim ne değildir?


•   ‘’Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever; başka her şeyi nefsine fedâ eder’’.
Evvela kendisini seven ve kendisinin elde edeceği netice için her şeyi İnsanlığı ,Tabiatı,,hızmetini, kur’anı davasını,Kardeşlerini üstadını feda eder..Suret-i haktan ıslah edici görünür,Halbuki dinini ve faziletini satar ,Teveccühe ve menfaata makama tahvil eder.
•   ‘’Mabuda lâyık bir tarzda nefsini metheder; mabuda lâyık bir tenzih ile nefsini meâyibden tenzih ve tebrie eder.’’
Zahiren maayibini izhar etsede hakikatte o izharın altında övmek methetmek vardır.Yani izhar ettiği kusurun altında kendisinin ne kadar pak ve temiz ve kusur ve ayıplardan beri olup yüksek makamlarda olduğunu hissettirir…
•   ‘’Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez; nefsine perestiş eder tarzında, şiddetle müdâfaa eder’’

Yani yukardaki bu durumun’’’Mabuda lâyık bir tarzda nefsini metheder’’ sağlamasıda aşağıdaki bu cümledir.Ne vakit nefsine en ufak bir kusur  ithamında bulunulsa hemen nefsi avukat gibi müdefayaa geçer..Bin bir türlü tevilatla kendisinin ne kadar safi ve temiz niyet ve amelde  olduğunun ıspatını yapmaya çalışır.Karşı tarafı önce kendisi kadar temiz ve pak olmaya sonra kale alınabilineceğine dair ıhtarlarda bulunur.Yani öncelikle muhatab almaz.Eğer makamca kendisine yakın görüyorsa muhatabını övmek kendisini tenzil etmek yoluna gider kar etmiyorsa ve  Mümkünse tenkid edeni muhakkak çürüterek kale alınmayacağını insanların nazarında göstermeye çalışır.Yalancı avukat gibi davasını yani nefsinin paklık ve kusurdan münezzehlik  davasını hertürlü kılıfa ve kılığa girerek ıspata çalışır.


Hakiki ıhlatsa Muaffak olan ise Kendisine bir tenkid ulaştığında öncelikle hemen ciddiye alır.Sonra o tenkidin zahiren kendisinde olmadığını bilse dahi, kendi nefsinde olan hakiki bir kusurdan geldiğini asla şübhe etmez. Kusurunu görmeyi diler ve tenkid eden kim olursa olsun söyletenin hak olduğunu müşehade eder,Kusurunu görür İstiğfar edip Affedilmeyi ümid eder.Tenkidi yapana samimiyetle dua eder.


•   ‘’Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. ‘’

Nokta-i merkeziyesinde yalnız o (nefsi ve hevası)var dır.İsteklerini gerçekleştirebilicek tek unsur yalnız kendi nefsini bilir,Amaçlarını gerçekleştirmek yolunda haram helal demeden bütün yolları dener,Hakikaten, tevekkül edemez çünkü nefsinden başka kimseye itimadı yoktur,Buna Allah c.c. da dahildir.Muaffak olduğu her şeyde yaptıklarını beğenir nefsini yüceltir.Çünkü kendisinin çalışmasının ürünüdür.Kimse ona bu husuta  ortak olamaz.Yani aynamızda yalnız kendimizi görüyoruz ,Halbuki bütün kainatla yaratılmışlık açısından biriz.İbadete layıkız.Eğer layık görülürsek.Halbuki aynasında görünen her şey geçicici yalnız kendi vucudu kalıcı gibi bütün o aynada görünenleri nazarında buhur eder,Kamerayı kendisi üzerine zumlar.O varsa her şey vardır.Kendisi aslı unsurdur diğerleri vesairedir.O yoksa hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Alıntı..

« Son Düzenleme: 04 Eylül 2009, 01:18:18 Gönderen: _MerHeM_ » Kayıtlı

İşte sana iki yol. İstediğini intihab edebilirsin. Hidâyet ve tevfîkı Erhamü'r-Râhimînden iste.
yenipınar
Kahraman Üye
******

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 650



« Yanıtla #1 : 04 Eylül 2009, 18:57:27 »

İhlas mı? İhlâs mı? Yoksa Ihlas mı?
Kayıtlı

Zirâ husûmette fenâlık var, husûmete vaktimiz yoktur."Divan-ı Harb-i Örfî"
yenipınar
Kahraman Üye
******

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 650



« Yanıtla #2 : 22 Ekim 2009, 17:18:56 »

İhlas mı? İhlâs mı? Yoksa Ihlas mı?
?   ?   ? Ha?
Kayıtlı

Zirâ husûmette fenâlık var, husûmete vaktimiz yoktur."Divan-ı Harb-i Örfî"
Ebu İrfan
Kahraman Üye
******

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 808



« Yanıtla #3 : 04 Kasım 2009, 19:53:27 »

İhlas mı? İhlâs mı? Yoksa Ihlas mı?

الإخـلاص
Kayıtlı

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. " Ali İmran 110
Hâdim-i Nur
Genç Üye
**

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #4 : 07 Aralık 2009, 23:05:42 »

Kıymetli paylaşımınız bizleri müstefid kılmıştır
Allah razı olsun
Kayıtlı
aczmendi reşha
Kıdemli Üye
*****

Karma 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 497



Site
« Yanıtla #5 : 30 Aralık 2009, 02:15:02 »

Ve Bihi Nesteinu

Şeriat 3 cüzdür
1-ilim
2-amel
3-ihllas

Evvela İlim talim edilir sonra o ilme uygun amel edilir sonra buna ruh kazandırmak olan ihlas kazanılır ve bunun muhafazasına çalışılır..
Rıza-i İlahiye uygun olmayan  amel ile ihlas kazanılmaz, fakat o amelde ihlas gösterilinebilir..

Üstad (r.a)
   Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:
Burda bilirsiniz ile kasdedilen şer'i olan yani itikadi ve ameli cenahların ilimlerini zatten bilir ve gereği ile amelde edersiniz.. Biliniz ilede İhlası kazanmak için gelecek düsturlar rehberiniz olsun denmiş.

1. düstur:
Amelinizde Rıza-i İlahi olmalı denmiş, niyetinizde denmemiş. Evvela Allahın razı olduğu amellerin ilimleri tahsil edilecekki,o ilimlerin ilmine uygun amelleride eda edilebilsin, buda maddi iştigaller manevi kapıları açmak içindir geregi ile o amel edilen letaifi inkişaf ettirerek ihlas ihlas kazanılacak sonrada gelecek dusturların gerekleri eda edilerek ihlasın muhafazası ile ihlası kıracak esbabdan uzak durulacak..

İhlasın daisi emri İlahidir. işlenen amel sırf emri ilahi olduğu içini işlenmelidir.
Yani medarı iltibas olmuş 5 mes'eledirde geçen:Tarik-i hakta çalışan ve mücahade edenler yalnız kendi vazifelerini düşünmeli..
..O zat demiş '' ben Allah yolunda cihad(mücadele) etmekle vazifedarım, Muzaffer etmek veya mağlub etmek benim vazifem değil.. İşte bu sırrı teslimiyyeti anlaması ile..

Hulasa: ihlası kazanmamış birinin yani daha ihlas mes'elesinin başında olanın, amel ederken ihlaslı olması nasıl olur ne kadar olur... İhlası kazanması içinde evvela Razı olunan İlahi emirler ile amel etmesi gerekir dense isabet olur,(hususi bir ihsanı ilahiye mazhar olarak İHLASA Muvaffak olanlar ise başkadır).İhlas kazanmak demek ise: fiili dua olan amelleri eda ederek Allahın o fiili dualara iihsanda bulunması demektir, Allahın ihlası lutfetmesi demektir..

Bir şey daha varki ehemmiyetlidir: Denmemelidirki :Başarılı olanlar İHLASLI OLANLARDIR..!!Başarısız olanlarda İhlassız olanlardır..!!
neticeler takdir-i İlahi olmakla beraber..!! Başarı ihlası gösterenlere verilmektedir, yani ihlasın gerekleri ile amel etmektedir,yani hangi iş işlenecekse onun adetullahın gereği olan fiili duasının şartlarını eda edenler, umumen muvaffak olur, bu eda edişleri ise  o işin vacibi olan şartı ve emri ifadır. yani, ehli dalalet ne bilir ihlası ki, o dalaletlerinde GÖSTERDİKLERİ ihlas ile muvaffak olurlar denmişte, İHLASLIDIRLAR denmemiş..

İhlası kazanıp Muhafaza edilmek için gereken ameller eda edilir ise, Allahın ihsanı ile ihlası ihsan etmesi ilede ile bu haller yaşanır ise, Allah isterse ihsanı ile o kulunu Muhlaslar arasına alıp ,Muhlaslar defterine kaydederse o kişi Artık Allah'ın korumasına alınmıştır ve artık ihlası kaybetmesi mevsu değildir denebilir..

Allah Bizleri Muhlaslı olanlar defterine kaydedip orda muhafaza buyursun Kendi Rahimiyyeti ve ihsanı ile amin amin amin..
« Son Düzenleme: 30 Aralık 2009, 02:33:23 Gönderen: aczmendi reşha » Kayıtlı

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ
aczmendi reşha
terennum
Gayretli Üye
***

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 60


« Yanıtla #6 : 28 Mart 2010, 14:54:56 »

ihlasin manasini acabilir miyiz? yukarida yazilanlardan ihlasin ne oldugunu anlayamadim ben. samimiyet manasi bir nebze giris olabilir gibi hissediyorum ama, Kurandaki manasiyla nasil anlariz ihlasi?

amelde riza-yi ilahiye olunca ihlasli oldugu ifade ediliyor. ama bu nasil oluyor?

amel, riza ve ihlas... bu 3 kavrami acmak lazim sanki. amel sadece "yapmak etmek" gibi sig bir mana olmasa gerek. yada riza ne demek ki? surekli kullaniyoruz Allah senden razi olsun diyoruz. aslinda ne demek bu cumle?
Kayıtlı
nurhanali
Kıdemli Üye
*****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 325



« Yanıtla #7 : 29 Mart 2010, 14:14:54 »

   İhtar: İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.
   (İşarat-ül İ'caz - 85)
  
   Evvelki âyette ibadete emredildiğinde, "İbadet nasıldır?" diye vârid olan suale cevaben: "Kur'anın talim ettiği gibi" denildi.
   (İşarat-ül İ'caz - 129)
  Bence Bu iki iktibastan daha güzel tarifi bilinmiyor hem kısa hem kolay anlaşılır hem belagatlı ila ahir

Allahın razı olmasıda emredildiği gibi yaparsan olur yoksa olmaz.

hulasa;
Bir amel emredildiği için yapılırsa ihlas'ı, emredildiği gibi yapılırsa Allahın rıza'sını netice verir.
Kayıtlı

"Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe..."
Risale-i nur
terennum
Gayretli Üye
***

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 60


« Yanıtla #8 : 29 Mart 2010, 19:23:04 »

Allah'in emri, Allah'in rizasi ne demek?
Kayıtlı
Abdülbâkî
Aktif Üye
*****

Karma 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2.160


Bâkî ÇİMİÇ


Site
« Yanıtla #9 : 29 Mart 2010, 22:14:59 »

İhlâs İslâmiyetin bir esasıdır.

Rızâ-i ilâhi cihetinde Kur'ân'ın ders verdiği hükümler ve kudsî hakîkatlere ait harekât ve a'mâl İhlâstan sudur etse ve insanın hâl dili mânen Kur'ân'ın ayetlerini okusa ve yansıtsa o vakit İslâmiyetin bir esası olan ihlâs hakîki mânâsını ve kıvamını bulmuş olmalıdır.

İhlâs, kullukta harîka sadakat ve fevkalâde metanettir.

İhlâs, hizmet-i kur'âniyede, kulluğumuzda ve vazîfemizde mağlûp da olsak, kuvve-i mâneviyeye ve hizmetimize noksanlık vermemektir. O noktada kanaat etmektir.

İhlâs, güzel ahlâkın esası ve rûhudur.

İhlâs, hizmet-i dînîyenin mukâbilinde dünyada birşey istenilmemesidir.

İhlâslı olan, aldatmayan, özü-sözü bir olan, ilmiyle amel eden kişidir.

İnsan ihlâs vasıtasıyla, şirk-i hafîden ve riya ve tasannu gibi rezâilden halâs olur; tezkiye-i nefis vasıtasıyla nefs-i emmârenin ve enâniyetin tehlikelerinden kurtulur.

Yukarıdaki ifâdeler istifâde ettiğim Risâle-i Nûr hakîkatlerinden tefekkürlerimdir.

Üstaddan bir yer ekleyelim inşâallah.

"O vakit, âzamî ihlâs ki, hiçbirşeye âlet olmayacak; hem vazife-i İlâhiyeye karışmamak için kader-i İlâhî hakkımdaki bu şiddetli hâlete aleyhimde değil, lehimde olarak fetva verdi, müsaade etti.
(Emirdağ Lâhikası (2) - Mektup No: 140 )
Kayıtlı

  Demek ki, insanın vazîfe-i fıtrîyesi, taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir.(Sözler )
insirah
Kahraman Üye
******

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 518



« Yanıtla #10 : 30 Mart 2010, 01:40:42 »



İnsan ihlâs vasıtasıyla, şirk-i hafîden ve riya ve tasannu gibi rezâilden halâs olur; tezkiye-i nefis vasıtasıyla nefs-i emmârenin ve enâniyetin tehlikelerinden kurtulur.


"O vakit, âzamî ihlâs ki, hiçbirşeye âlet olmayacak; hem vazife-i İlâhiyeye karışmamak için kader-i İlâhî hakkımdaki bu şiddetli hâlete aleyhimde değil, lehimde olarak fetva verdi, müsaade etti.
(Emirdağ Lâhikası (2) - Mektup No: 140 )


Hani toplumda mutevazi dindar kisiler gorulunce hemen,"Ihlasli bir kardes" deriz ya, aslinda nekadar da ici acilmasi gerekenbir durum.Zamanimizda gercekten de muhafazasi cok cok zor bir hakikat,ihlas..

Ozellikle de kuran hizmetkarlari arasinda, tutunmasi zor bir hazine,uhuvvet gibi..Ihlas zanniyle niice hatalar yapabiliyoruz.Mesela,bir kardesin problemi oldu,onu uyarmak istedin ve uyardiginin zittiyla mukabele gordun.Ozaman, aksul amel ile tesir etmemesi,ihlasa binaen olmamis oluyor diyoruz.Peki hi karsidaki muhatabin da eksikligindeki manevi durumu etkilemez mi bu durumu?


İnsan ihlâs vasıtasıyla, şirk-i hafîden ve riya ve tasannu gibi rezâilden halâs olur; tezkiye-i nefis vasıtasıyla nefs-i emmârenin ve enâniyetin tehlikelerinden kurtulur.



Sirki hafi ve riya ile beraber hemen arkasindai "tasannu" kelimesi dikkatimi cekti.Ihlas nasil tesirli bir olay ki," tasannu" dehsetinden ve hastaligindan bizleri muhafaza ediyor.Zor bir olay hakikaten.
Kayıtlı

Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.
*SeYYaH*
Gayûr Üye
****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 174


« Yanıtla #11 : 31 Mart 2010, 13:11:55 »

Allah'in emri, Allah'in rizasi ne demek?

Emrolduğun gibi dos doğru ol...sırrı..
şeyebetni hud...
Çünkü, ehemmiyeti azimdir; istikamet-i tâmmeyi emrediyor
Kayıtlı

CÂNIMA BİR MERHABA SUNDU EZELDE ÇEŞM-İ YÂR;
 ÖYLE MEST OLDUM Kİ GAYRIN MERHABÂSIN BİLMEDİM”
gulsah
Moderatör
*****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 897



« Yanıtla #12 : 31 Mart 2010, 13:35:32 »



İhlaslı amel öyle bir ameldir ki :

Ne kul farkında ki riya girsin
Ne melek bilir ki yazsın
Ne şeytan anlar ki bozsun.



Hatta yalnış hatırlamıyorsam Muhyidd-i ibni arabi hazretleri sanırım - isnad yalnış olabilir - diyorki böyle bir kulun amel defteri boş olarak Allah ' a takdim edilir (çünkü melek bile farkedemiyor ameli ) Allah sayfayı kendi ilminden doldurur.Allahu alem tabi ki fakat mana cihetiyle çok hoş ifadeler .
Kayıtlı

Risâle-i Nûr okumakdan başka bir yol olmadığını anladım .
nurhanali
Kıdemli Üye
*****

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 325



« Yanıtla #13 : 31 Mart 2010, 14:36:53 »

Misallendirelim;Ayakta su içmek sünnettir hikmet ve maslahatları çoktur.Tıp ilmi ilerledi şimdi yüzlerce maslahatı beyan ediliyor.Şimdi bir kişi bütün bu hikmet ve maslahatlar için suyu oturarak içerse hiç bir faydası çünkü ihlas ve ibadet yok.Sırf emr-i nebevi olarak algılayıp aynı onun gibi yapıp içerse ibadet hikmet ve maslahatını düşünmeyerek yaptığı içinde ihlas olur.
Kayıtlı

"Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe..."
Risale-i nur
terennum
Gayretli Üye
***

Karma 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 60


« Yanıtla #14 : 31 Mart 2010, 18:08:43 »

Emrolduğun gibi dos doğru ol...sırrı..
şeyebetni hud...
Çünkü, ehemmiyeti azimdir; istikamet-i tâmmeyi emrediyor


Emrolunmak... "emr-i kunfeyekun" (Yasin suresinin son iki ayeti) ile direkt iliskili gibi sanki. Ne dersiniz? Komutanin emretmesi gibi bir emir olmasa gerek bu emir manasi. Ol deyince olmasi yani vucud bulmasi, yaratilmasi... An be an... Aslinda an bile degil "an-i seyyale"... Bu emri musahede edebildigimiz olcude "dogru"yuz demektir diye anladim ben.

Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: